Rss Feed

şeker hastasıyla yaşamak çok bi zor iş

ben bu hastalıkla yeni tanıştım.öyle zor ki..hayatımdan bir anda pirinç,makarna,börek,tatlı,şeker,un,reçel,dondurma,çikolata,puding,meyve suyu,kola daha saymamayım,ne var ne yoksa çıkmak zorunda kaldı.bulgur pilavını oldum olası sevmeyen ben,şimdi hergün değişik versiyonlarını pişirmek zorundayım.pms zamanları vücudum tatlı istiyor diye aldığım birkaç çikolata,bisküviyi de,gece porno mesaisi için sabaha kadar oturan B.napıp edip bulup,yiyor.yemesi bişey değil,şekeri yükseliyor.bu gece de biskrem bisküvimi çekmeceden alıp yemiş yine.sabah sordum,gamsız gamsız yedim dedi.peki şekerin kaç çıktı dedim,296 deyince sinirlerim zıpladı.söylendim durdum.ters tarafından kalktın diyordu,baktım gitmiş yatmış.
hergün 3 ara 3 ana öğün olmak üzere 6 öğün yemek hazırlamak zorundayım.insanı yıpratan yasak ve yoksunluk duygusuna rağmen,hatta bunca çabaya rağmen,kendisinin bu kadar sorumsuz davranması insanı deli ediyor.

doğum günü

dün B.nin doğum günüydü.yaşı ilerlediği için olsa gerek kutlanmasından pek hazetmiyor. diyabeti olduğu için de pasta börek yapamıyorum.ben de ısrar ettim ve fethipaşa korusunda kahvaltıya götürdüm.nisan ayı olduğu için oldukça güzel bir havada,açık büfe kahvaltı yapma fırsatı bulduk.canlı müzik de vardı.ud ve keman çalan iki genci ortaya oturtmuşlar,tıngırdatıp durdular.oradan çıkıp moda'ya geçtik.sonra tutturdu beğendiği bir arabaya bakacakmış ve ona bakmak istiyormuş.orta yaş bunalımının sonucu mudur bilmiyorum,baktığı araba futbolcuların,zengin veledlerinin rağbet ettiği porche'nin bir modeliydi.hiç oralı olmadım, sabırla oturup bekledim.bindi,inceledi,broşür aldı.eve geldik.bir insana özel ve önemli olduğunu hissettirmekten daha güzel bir hediye olamaz,ben de onu yapmaya çalışıyorum.(o benim doğum günümü hatırlamasa da)

bütün bir yıl boyunca nisan ayını bekledim

ve geldi..niye bekledim ben de bilmiyorum, yine evdeyim, pencereden bakıyorum gökyüzüne, o da benim gibi ara ara kararıp, ağlıyor iyi mi.

sivri yeşil biber

14 yaşında zatürre olduğum yatılı okulumdan gönderildiğim hastanede, sınır yaşta olmama rağmen çocuk koğuşunda yatırılmıştım. tam yanımdaki yatakta da roman bir kız yatıyordu. zencimtrak esmerliğine inat koyulmuş gibi bir adı da vardı:güneş.
güneş'in ailesi ziyaret gün ve saatlerinde aksatmadan gelirler, odayı şen sesleriyle doldururlardı. herkesin ziyaretçisi gibi onlar da çocuklarına yiyecek içecek getirip bırakırlardı. bir seferinde de, kış olmasına rağmen yeşil sivri biberler getirmişlerdi. öyle güzel kokmuştu ki, yatılı okulda soğan yemeyi bile özleyen ben, o kokuyu yıllarca eskimeyecek bir hafıza dosyasına kaydetmiştim.çok utangaç olduğumdan bana yapılan ikramı da geri çevirdiğimden, yeşil biber kokusu içimde ukde olarak kalmıştı öylece. günler sonra ziyaretime gelebilen memur babacığım da, belki birinden aldığı borç parasıyla ancak yola çıkabilmiş, bir de benim için muz almıştı. muz o zamanlar çok pahalıydı ve zengin meyvesi diye anılırdı.her çocuğun yemek için can atacağı türden lüks bir meyveydi.buna rağmen sevinememiş, cesaretimi toplayıp bir türlü "baba, canım yeşil biber istiyor" diyememiştim.öyle de bir sınır vardı aramızda.az önce bir tabağa, domates, soğan, yeşil biber ve peynir doğrayıp üzerine sızma gezdirip köy ekmeği ile yerken aklıma yine valide bağ hastanesindeki 14 yaşımın 14 günü geldi. yeşil biber hala yeşil ya ben!

leşcinsellerin eşcinsellere bakışı

dizi.port sitesinden desperate houseviwes izliyorum. son bölümde lezbiyen bir çift olmaya doğru adım atan iki kadının, mahallelerindeki yargılamalardan rahatsız olup, uzaklara gitmeye karar vermeleri işlendi. işin garibi, bu iki kadını lezbiyen olmaya yönelten de yine o toplumun arsız erkekleriydi. meraklısı şuradan 16, 17, 18. bölümü izleyebilir.